İSTANBUL- EŞİK Gönüllüsü Zeynep Duygu Ağbayır, Taliban'ın kadın ve çocuklar başta olmak üzere sistematik ayrımcı uygulamalarının açık bir apartheid rejimi anlamına geldiğini söyleyerek, "Eşitlik ve laiklikten verilen her taviz önce kadınları, sonra herkesi vurur" dedi.
Afganistan'da 2021'de yönetimi ele geçiren Taliban, "İslami kurallar" adı altında uygulamaya koyduğu politikalarla kadınların yaşamın her alanından sistematik biçimde dışlanmasını kurumsallaştırdı. Eğitim, çalışma, sağlık, seyahat ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere temel insan hakları, rejimin aldığı kararlarla fiilen ortadan kaldırıldı. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) verilerine göre Taliban iktidara geldikten sonra 2,2 milyon kız çocuğu ilkokul sonrası eğitimden mahrum bırakıldı. Taliban rejimi geçtiğimiz hafta bu yasakları kalıcı hale getiren bir açıklama yaparak, kadınların ve kız çocuklarının okullara erişimini kalıcı olarak yasakladı ve kız çocuklarının eğitim hakkını fiilen ortadan kaldırdı.
Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK) Gönüllüsü Zeynep Duygu Ağbayır, Taliban'ın kadınlara yönelik yasakçılığın sistematik olduğunu belirterek, "Kadınların kamusal hayattan sistematik biçimde çıkarıldığı bütünlüklü bir rejim tasarımıyla karşı karşıyayız. Bu da kadınların eşit yurttaş olarak değil, denetlenecek ve sınırlandırılacak bir grup olarak konumlandırılması anlamına geliyor" dedi.
'GENDER APARTHEİD PRATİĞİ'
Kadınların kamusal yaşama erişiminin cinsiyete göre ayrılmasının "Bir tür gender apartheid" pratiği olduğunu söyleyen Zeynep Duygu Albayır, "Taliban'ın kurduğu bu düzen, erkek vesayetini hukuk ve şiddet yoluyla kurumsallaştırıyor. Kadınlar kamusal alandan çekildikçe bu durum yalnızca kadınların hayatını değil, toplumun tamamını daha denetlenebilir ve itaatkâr kılan bir yapıyı güçlendiriyor" ifadelerini kullandı.
'TOPLUMSAL CİNSİYETE DAYALI ZULÜM UYGULANIYOR'
Taliban'ın kadınlara ve kız çocuklarına yönelik politikalarının temel insan haklarına aykırı uygulamalar olduğunu söyleyen Zeynep Duygu Ağbayır, "Buradaki mesele sadece bir ayrımcılıktan değil, kadınların sistematik biçimde hak yoksunluğuna uğratılması durumu var. İhlallerin yaygın ve süreklilik arz eden biçimde sürmesi, bu durumu uluslararası ceza hukuku açısından 'toplumsal cinsiyete dayalı zulüm' başlığı altında tartışılır hale getiriyor" diye konuştu.
'HESAP VEREBİLİRLİK MEKANİZMALARINI İŞLETMELİ'
Taliban'ın uygulamalarına karşı uluslararası hesap verebilirlik mekanizmalarını işletmesi gerektiğini söyleyen Zeynep Duygu Ağbayır, "Ama burada dürüst olalım: Birleşmiş Milletler'in ya da Avrupa Birliği'nin yaptığı şey çoğu zaman 'endişe duyuyoruz' demekle, kınama cümleleri kurmakla sınırlı kalıyor. Bu, Taliban gibi rejimler açısından 'maliyet' üretmiyor; tam tersine, rejim kendini sürdürebiliyor. Kadınların kamusal hayattan sistematik biçimde silindiği, kız çocuklarının eğitim hakkının kalıcı biçimde gasp edildiği bir tabloda, sadece endişe beyan etmek ahlaki olarak da politik olarak da hukuki olarak da adaleti sağlamaya yetmiyor. Bir feminist olarak şunu açıkça söyleyebilirim: İnsan hakları diliyle konuşup çıkarlar devreye girince susan, normalleşmeyi sürdüren, hatta bunu diplomatik bir maharet gibi sunan bir uluslararası düzen var. O yüzden kınama açıklaması yetmez; yaptırım gerekir, en azından yaptırım çağrısı gerekir. Aksi halde uluslararası hukuk, metinlerde güzel duran ama sahada kadınların hayatını değiştirmeyen bir vitrin olarak kalıyor" şeklinde konuştu.
'KADIN HAKLARI ÜZERİNDEN KURULAN YENİ BİR OTORİTERLİK'
Türkiye başta olmak üzere Taliban rejimiyle ülkelerin kurduğu diplomatik ve siyasi ilişkilerin yaşanan ihlallerin karşısında değilse fiilen yanında konumlanmış olacağını söyleyen Zeynep Duygu Ağbayır, kadınların eşit yurttaşlığı pazarlık konusu yapılamayacağını ifade etti. Taliban'ın kadınlara yönelik uygulamalarının, dünyada yükselen muhafazakâr ve otoriter rejimlerle benzerlik taşıdığını aktaran Zeynep Duygu Ağbayır, şöyle devam etti: "Bunu sadece Afganistan üzerinden değil, Türkiye'ye bakarak da söylemek mümkün. Türkiye'de 'aile yılı' söylemiyle birlikte karşımıza çıkan hak ihlalleri; Medeni Yasa'ya dönük müdahaleler, İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılması ve kadınların kazanılmış haklarının sürekli tartışmaya açılması, bu hattın yerel örnekleri. Bu yüzden Taliban'ın kadınlara yönelik politikalarının meşrulaştırıldığı bir yerde, benzer uygulamaların başka ülkelerde de daha rahat, daha normal bir zemine taşınacağını biliyoruz. Otoriterleşme derinleştikçe, kadınların bedeni, görünürlüğü ve kamusal alanla kurduğu ilişki daha sıkı denetleniyor. Bunun tesadüf olmadığını farklı coğrafyalarda tekrar tekrar görüyoruz. Kadınların eğitime, istihdama ve kamusal hayata katılımı arttıkça, yalnızca bireysel yaşamlar değil; aile içi iktidar ilişkileri ve toplumsal hiyerarşiler de dönüşüyor. Otoriter rejimler bu dönüşümü bir tehdit olarak algılıyor. Taliban bu hattı en sert ve en çıplak biçimiyle kuruyor. Başka ülkelerde ise aynı mantık daha 'kademeli', daha 'meşru' ve çoğu zaman 'aile', 'kültür' ya da 'değerler' söylemiyle ilerliyor."
'KÜLTÜR DEĞİL, SİYASETİN ÇIPLAK HALİDİR'
Afganistan'daki kadınlara yönelik ağır hak ihlallerinin "kültürel" ya da "iç mesele" olarak sunulmasının yanlış olduğunu vurgulayan Zeynep Duygu Ağbayır, şunları dile getirdi: "Bu kültürel lafı, çoğu zaman gerçeği açıklamak için değil, şiddeti görünmez kılmak için kullanılıyor. Kadınların eğitim hakkını kalıcı olarak yasaklayacaksın; çalışmasını, kamusal hayata katılımını, hareketini, görünürlüğünü neredeyse nefesini denetleyeceksin; sonra da bunu 'Afgan kültürü' diye anlatacaksın. Bu, kültür değil; siyasetin en çıplak hali. Kadınları kamusal alandan silmek, erkek vesayetini bir yönetim tekniği olarak kurmak, totaliter bir rejim inşasıdır. İç mesele denmesi de aynı yerde duruyor: Kadınların yalnızca cinsiyetleri nedeniyle sistematik biçimde dışlandığı, eşit yurttaşlıktan çıkarıldığı bir rejim, hiçbir şekilde iç mesele diye geçiştirilemez. Üstelik bu söylem, uluslararası aktörlerin ikiyüzlülüğüne çok kullanışlı bir kılıf sağlıyor: Bir yandan 'endişe duyuyoruz' deyip öte yandan normalleşmeyi sürdürüyorlar. Oysa EŞİK'in de söylediği gibi bu Afganistan'ın iç meselesi değil, uluslararası bir sorundur; çünkü kadınların özgürlüğünü ve yaşamını sömürerek büyüyen bu karanlık, sınır tanımıyor."
'RAZI DEĞİLİZ'
Afganistan'da direnen kadınların yalnız olamadığını vurgulayan Zeynep Duygu Ağbayır, şunları kaydetti: "Dünyanın her yerinde kadınların eşit yurttaşlık mücadelesiyle aynı hattın parçası. Çünkü bugün Afganistan'da kurulan rejim, kadınları kamusal hayattan tamamen silmenin mümkün ve 'normal' olduğu fikrini dünyaya yaymaya çalışıyor. Biz buna razı değiliz. Kamuoyuna ve uluslararası topluma çağrım da net: Taliban'la normalleşmeyi sıradanlaştırmayın. EŞİK'in çağrısı açık: Taliban'la yürütülen her türlü normalleşme politikasına son verin; bu rejimi dolaylı ya da doğrudan meşrulaştıran diplomatik ve siyasi tutumları terk edin. Ve şunu unutmayın: Eşitlik ve laiklikten verilen her taviz önce kadınları, sonra herkesi vurur."
AFGAN KADINLARLA DAYANIŞMA
Afganistan'da kadınlara ve kız çocuklarına yönelik bu uygulamaları meşru görmediklerini, tanımadıklarını söyleyen Zeynep Duygu Ağbayır, "Bu yüzden EŞİK olarak, Taliban rejiminin kadınlara karşı yürüttüğü politikaların insanlığa karşı suçlar kapsamında değerlendirilmesi ve 'gender apartheid' olarak tanınması gerektiğini sürekli hatırlatıyoruz. Uluslararası toplumu da Taliban'la yürütülen her türlü normalleşme politikasına son vermeye; bu rejimi dolaylı ya da doğrudan meşrulaştıran diplomatik ve siyasi tutumlarını terk etmeye çağırıyoruz" dedi.