Depremzedeler: 3 yılda Hatay’da değişim yok

Paylaş:
HATAY - Mereş merkezli depremlerinin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen Hatay’da barınma, sağlık, temiz su ve ulaşım sorunları çözülemedi. Yurttaşlar, yaşananların sadece doğal bir felaket olmadığını belirterek, adalet ve yüzleşme çağrısında bulundu. 
 
6 Şubat 2023’te meydana gelen Mereş merkezli depremlerden en ağır yıkımı yaşayan kentlerin başında gelen Hatay’da, 24 bin 147 kişi yaşamını yitirirken, yüz binlerce yurttaş ise yaşam alanlarından koparıldı. Resmi verilere göre 80 bin 323 binanın yıkıldığı ya da ağır hasar aldığı kentte, konutların yanı sıra hastaneler, okullar, ibadethaneler ve yüzyıllardır ayakta olan tarihsel yapılar da yerle bir oldu. Depremin ardından Hatay, bir yandan büyük bir göçe sahne olurken, diğer yandan altyapısı çökmüş, şantiye alanına dönüşmüş bir kent gerçekliğiyle baş başa bırakıldı.
 
Aradan geçen 3 yıla rağmen barınma, sağlık, temiz su ve ulaşım gibi temel sorunların kalıcı biçimde çözülemediği belirten yurttaşlar, enkazlarda yitirdikleri yakınlarını anarken, yaşananların doğal bir felaket olmadığına, ihmaller zinciri olduğuna dikkat çekti.
 
'İNSANLARI ÖLMEMESİ ADALETLE MÜMKÜN'
 
Kırıkhan ilçesinde 26 yurttaşın yaşamını yitirdiği Yağmur Apartmanı’nda ailesinden 13 kişiyi kaybeden Zübeyde Kahraman, yaşadıkları büyük kayıplar nedeniyle adalet talebinin kendileri için hayati bir yerde durduğunu kaydederek, adalet sağlanmadan ne kentin ayağa kalkabileceğini ne de dirençli yapıların inşa edilebileceğini ifade etti. Önceliğin, insanların bir daha ölmemesi için sağlam ve güvenli yapıların yapılması olduğunu vurgulayan Zübeyde Kahraman, bunun ancak adaletle mümkün olacağını dile getirerek bu nedenle mücadele ettiklerini söyledi.
 
3 YILDA HATAY’DA DEĞİŞİM YOK
 
Hatay’da yaşananlara bakıldığında kayda değer bir değişim görülmediğini belirten yurttaşlardan Sevim Çiçek, kentte esas olarak yükselen beton binaların ve kapanan ana yolların öne çıktığını söyledi. Eğitim ve sağlık başta olmak üzere ulaşım ve temiz havaya erişimin sağlanamadığını aktaran Sevim Çiçek, yaşam koşullarının her geçen gün daha da zorlaştığını dile getirdi. Sevim Çiçek, “Çok yakın mesafeler arasında, yani aslında yürüyerek ya da araçla beş dakikada gidilebilecek yerlere elli dakikada gidiyoruz ya da gidemiyoruz. 200 bin kişi halen konteynerlarda kalmaya devam ediyor. Yağan yağmurlarda altyapı olmadığı için ve elektrik kesintileri nedeniyle, normal diyebileceğimiz hiçbir koşul aslında Hatay’da yok. Tokiler var, anahtarlar verildi ama insanların ne zaman taşınacakları belli değil. Tokilere ulaşım yok. İnsanların evde kullanabilecekleri eşyalar yok. Bununla ilgili bir destek yok, bir bilgilendirme yok. Üç yıl sonra Hatay’da yıkım aynı şekilde devam ediyor. Acele kamulaştırma adı altında tapulu arazilere, mallara el konulması, insanların fikirlerinin sorulmaması, bir belirsizlik rejimiyle sürecin yakıcı ve yıkıcı şekilde sürdürülmesi burada devam ediyor” diye konuştu.
 
‘HATAY’DA YAŞANANLAR DERS OLMALI’
 
Hatay’da iyileşen ya da iyileştirilmeye çalışılan bir sürecin görülmediğini belirten Sevim Çiçek, iktidarın sürece halkçı ve hak temelli bir yaklaşımla yaklaşmadığınım söyledi. İnşa sürecinin daha çok rant, beton, ihale ve el koyma üzerinden yürütüldüğünü vurgulayan Sevim Çiçek, “Mutlaka halka sorulmalı, sivil toplum örgütleriyle işbirliği içinde olunmalı, bir araya gelinmeli. En azından halka bilgilendirme yapılmalı, bilgi alma hakkına uygun bir politika bekliyoruz. Ama üç yılın sonunda dahi böyle bir şey yok. Bu felakette hiçbir sorumlulukları yokmuş gibi, sadece beton dikmenin bir hizmet ya da şükredilmesi gereken bir şeymiş gibi sunulduğunu görüyoruz. İnsanların onuru ayaklar altına alınarak bir politika geliştirilemez. Unutmuyoruz, affetmiyoruz, hesaplaşıyoruz. Ama tek ve en büyük beklentimiz yüzleşme. Mutlaka bir yüzleşme olmalı. Bundan sonra Türkiye’nin herhangi bir yerinde yaşanacak bir felakette yaklaşım ve politika farklı olmayacak. Hatay’da yaşananlar aslında herkese ders olmalı. Burada ne yapılmadıysa ya da burada ısrarla ne yapılıyorsa, aynısı Türkiye’de felaketin olduğu herhangi bir yerde de aynı şekilde işleyecektir” dedi. 
 
ÇOCUKLARINA MEZAR TALEBİ
 
Riyad Atalay, depremde iki çocuğunu kaybettiğini belirterek, yaşadıkları acının ve mağduriyetin hala sürdüğünü kaydetti. Atalay, çocukları için insanca bir mezar istediklerini dile getirerek, çocuklarının gömüldüğü yerin belli olmasını talep etti. Atalay, çocuklarının Narlıca’da bir yere defnedildiklerini öğrendiklerini ancak kendi istedikleri bir yerde defnedilmelerini istediklerini ifade etti.
 
‘İNSANLAR ŞANTİYENİN İÇİNDE YAŞAMAYA BAŞLADI’
 
Depremden önce Hatay’da insanların kurulu bir yaşamının bulunduğunu belirten Leyla Kalın, depremden itibaren hayat koşullarının, barınma, ulaşım, beslenme ve temiz suya erişim dahil olmak üzere neredeyse tamamen yerle bir olduğunu ifade etti. Leyla Kalın, “İnsanlar kentin içerisinde koca bir şantiyenin içinde yaşamaya başladı. Kurulan kentin kuruluş aşamasında demokratik katılım yok. İnsanların sosyo-demografik yapıları, sosyolojik olarak yaşadıkları yerlerin nasıl olması gerektiği gözetilmeden kurulan bir TOKİ kenti var. Yani koca bir tarihi kentin TOKİ kentine dönüştüğü bir pratiğin içindeyiz. Koca bir tozun, betonun içerisinde yaşamaya devam ediyoruz. Altyapı yok, altyapı olmadığı gibi insanlar her gün artık içme suyunu değil, temiz kullanım suyunu dahi bulamadıkları bir kent pratiğiyle karşı karşıya. Bizlerin birinci yıldan itibaren talebi, geçici yaşam alanlarının artık kalıcı konutlara dönüşmesi yönündeydi. Bunun bedelsiz, ücretsiz ve erişilebilir olması, insanların sosyo-demografik mahalle yapılarının bozulmadığı bir biçimde sağlanması gerekiyordu. ‘Kura çektik, insanların konutlarını verdik’ deniyor ancak teslim edilen konut sayısının, ifade edilen konut sayısıyla uzaktan yakından bir ilgisi yok” şeklinde konuştu.
 
‘KONTEYNER KOŞULLARINDA RUHSAL SAĞLIK MÜMKÜN DEĞİL’
 
Depremzedelerin kaldığı konteynerlerin yaklaşık 20 metrekare olduğunu belirten Leyla Kalın, kendilerine ait özel bir alan yaratılmadığı için başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere yurttaşların ruhsal olarak kendilerini iyi hissetmediklerini söyledi. Leyla Kalın, insanların kendilerini geliştirebilecekleri ve onarabilecekleri alanları var edebilmelerinin 20 metrekarelik konteynerlerde sağlanamayacağını vurgulayarak, “Bunun yolu ve yöntemi, demografik yapıya uygun bir biçimde, insanların arazilerini ellerinden almadan bir kent inşa etmektir. Çünkü bu insanların geçimlik ekonomileri de tarım arazileri üzerinden yürümektedir. Ulaşımıyla, altyapısıyla, sağlığıyla, okullarıyla, ilkokuluyla birlikte bütünlüklü bir şekilde inşa edilmesi gerekiyor” diye konuştu.