İSTANBUL- “Yükselen sesler direniş, ortaklaşan mücadeleler” panelinde konuşan kadınlar, “Dilimiz, kültürümüz farklı olsa dertlerimiz ortaktır. Barış hepimizin ortak mücadelesiyle mümkün olacak” mesajı verildi.
Tevgera Jinen Azad (TJA), Zorla Kaybetmelere Karşı Avrupa Akdeniz Federasyonu Fransız Kadın Meclisi (FEM-MED), İnsan Hakları Derneği (İHD), Hafıza Merkezi, Kadın Zamanı Derneği, Anadolu Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ANYAKAY-DER) Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma, Dayanışma, Kültür ve Birlik Derneği (MEBYA-DER), "Yükselen sesler direniş, ortaklaşan mücadeleler" başlığıyla Harbiye'de bulunan Anarad Hığutyun binasında panel gerçekleştirdi.
Panele çok sayıda hak savunucu, kayıp yakınları, Barış Anneleri, kadın örgütleri ile onlarca kadın katıldı. Ayrıca panele Lübnan, Mısır, Sırbistan, Cezayir, Fas Libya’yan çok sayıda akademisyen ve aktivist katıldı. İki gün sürecek olan panelin birinci gününde “Kadınlara yönelik baskılar ve kadın direnişi” başlığı ele alınıp tartışıldı. Yarın ise “Hafıza, adalet ve uluslararası dayanışma” konuları ele alınacak.
Panelde, “Kürt özgürlük mücadelesinde kadınların direnişi ve kazanımları”, “Mezarları olamayan ölüler coğrafyası”, “Zorla kaybetmeler adalet arayışında bir mücadele alanı olarak belgeleme ve toplumsal cinsiyet perspektifi”, “Adalet ve gerçeği arayan kayıp yakınlarının mücadelesi”, “Hakikat adalet, onarım, mağdurların haklarını geri kazandıracak mekanizmalar nelerdir” başlıkları tartışıldı.
‘DİLİMİZ FARKLI OLSA DA DERTLERİMİZ ORTAK’
Panelin ilk oturumda konuşan Barış Annesi Nezahat Teke, “Bugün burada olmaktan mutluluk duyuyorum. Dilimiz kültürümüz farklı olsa da bugün burada bir aradayız ve dertlerimiz ortaktır. Bizler adaletin peşindeyiz. Kadınların direnişiyle zafer gerçekleşecektir” dedi.
BARIŞ MÜCADELESİ VURGUSU
İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Oya Ersoy, yıllardır savaşın ve çatışmanın yaşandığı bir coğrafyada yaşadıklarını dile getirerek, Türkiye’de yaşanan gelişmeleri anımsattı. Oya Ersoy, “Türkiye’de bir süreç var ve bu süreç bir fırsattır. Bu fırsatı iyi değerlendirmek gerekiyor. Silahlar bırakıldı ama silahların susması savaşın bittiği anlamına gelmiyor. İnsan haklarıyla yüzleşmeden ihlaller giderilmeden kalıcı bir barış olamaz. Faili meçhul cinayetleri gibi pek çok insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya geldik. Her açıdan kritik bir krizin içinden geçiyoruz. Devletler ilke değerlerinden uzaklaşıyor. Dünya da ve coğrafyamızda insan haklarına uygun adalet, eşitlik, özgürlük ve barış ilkelerini savunmak her zamankinde daha gerekli ve zorunludur. Barış hepimizin ortak mücadelesiyle mümkün olur. Hep birlikte yaşamın her alanında mücadele etmeliyiz” diye konuştu.
ŞİDDETE KARŞI MÜCADELE
ANYAKAYDER İstanbul temsilcisi Türkan Acar, dernek olarak uzun soluklu mücadele yürüttüklerini ve birçok baskıya maruz kaldıklarını belirterek, “Müzakere sürecinin kalıcı bir barışa evirilebilmesi için mücadele etmeliyiz. Tuttuğumuz yas ile iyi bir dünya kurmak için örgütlendik. Savaşa çatışmaya yok etmeye karşı barışı huzuru var etmek için çalışmalıyız. ANYAKAYDER olarak şunu şok iyi biliyoruz; yaşadığımız kayıpların ardından bir araya geldik. Ve sadece mücadeleyi ve barışı var etmek için bir araya geldik. Bizler her gün bir taziye evindeyiz. Yeni ölümlerin yaşanmasını istemiyoruz barışı kurmak istiyoruz. Peki, ne yapmalıyız? Örgütlü mücadelemizi güçlendirmeliyiz. Kaybettiğimiz sevdiklerimizin cenazelerini bulacağız. Savaşa şiddete ataerkile karşı mücadele edeceğiz” sözlerine yer verdi.
FAİLİ MEÇHULLER VE ZORUNLU GÖÇ
TJA’lı Sebahat Tuncel, “1990’lı yıllarda savaş ve çatışmanın yükseldiği yıllar Kürt kadınlarının politikleşmesi ve mücadeleye katılımlarını sağlamıştır. Kürt kadın hareketi devletin baskı politikalarından nasibini almış, gözaltı, tutuklama gözaltında kayıp ve devlet şiddeti ile karşı karşıya kalmıştır. Faili meçhuller, köy yakmaları, zorunlu göçün yarattığı birçok toplumsal soruna karşı mücadele etmek durumunda kalmıştır” diye konuştu.
‘KÜRT KADINLARI İÇİN BARIŞ EN TEMEL GÜNDEMDİR’
Kürt halkının özgürlük mücadelesinin en ön saflarında yer alırken diğer yandan erkek egemenliğine karşı mücadele ettiğini vurgulayan Sebahat Tuncel, “Kürt kadınları savaşa karşı mücadele yürütürken aynı zamanda cinsiyetçi politikalara, kadına yönelik şiddeti karşı mücadele etmiştir. Kürt kadınları açısından barış en temel gündemlerden birisi olmuştur. Meclis’te kurulan komisyonda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile görüşmesi ile birlikte yeni bir dönem başlamıştır. Silahların susması, barış ihtimali önemlidir. Ancak silahların susması tüm sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Kürt halkının dil, kimliğinin ve kültürünün hukuki güvenceye alınması için önümüze uzun bir mücadele süreci var” ifadelerini kullandı.
‘KADINLAR DİRENİŞİN ÖNCÜLÜK ETTİLER’
Kürt halkının eşitlik ve özgürlük mücadelesi 1990’lı yıllardan bu yana büyük emek ve bedellerle yürütüldüğünü vurgulayan Sebahat Tuncel, “Savaş ve çatışma yoğun bir şekilde yaşanırken bir yandan da direnişin ve mücadelenin büyüdüğünü görüyoruz. Ve bu direnişin öncülerinde biri de kadınlardır. Halkın kadınların direnişi mücadelesi her dönem devlet şiddeti ile karşılaşmaktadır. Gözaltı, tutuklama devlet şiddeti… Bugün yüzlerce Kürt kadın politik nedenlerle cezaevinde. Kadınlar hem cezaevinde mücadeleyi sürdürüyor hem de cezaevinde çıktıklarında bıraktıkları yerden mücadeleye katılıyor. Kürt özgürlük mücadelesini de yer almış olup bedel ödemeyen çok az insan var. Kimisi çocuklarını kaybetti kimisi eşini kaybetti. Kimisinin çocukları hala cezaevinde ve savaşlardan en çok etkilenen kesim ise yine kadınlar oluyor. 50 yıllık mücadele de kadınlar örgütlü mücadele ile önemli kazanımlar elde etti” dedi.
‘SAYIN ÖCALAN’IN KADIN MÜCADELESİNDE ROLÜ ’
Bugün dünyanın her yerinde “Jin Jiyan Azadî” sloganı dillendiriliyorsa Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesinin geldiği düzeyin göstergesi olduğunu kaydeden Sebahat Tuncel sözlerine şöyle sonlandırdı: “ Tabi Kürt kadınlarının mücadelesinde Kürt halk önderi sayın Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlük çizgisinin önemli bir rolü olduğunu belirtmek gerekir. Kadınların özgür olmadığı toplumların özgür olamayacağı tespiti ve mücadelede kadın özgürlüğünü stratejik olarak ele alması toplumsal değişim dönüşümde önemli bir etkisi olmuştur. Gelinen aşamada Yeni bir süreç içerisindeyiz. Kürt kadın hareketi olarak daha önceki barış süreçlerinde de önemli sorumluluklar üstlendik. Bugünde Kürt kadınları barış mücadelesinin bir parçasıdır. İçinde olduğumuz süreçte odaklanan silahların susmasıdır. Bu önemlidir ancak yeterli değildir. Bugün konuştuğumuz, yüzleşme adalet sağlanmış değil daha doğrusu konuşulmuyor. Dünya deneyimlerinden farklı bir süreç işliyor. O nedenle önümüzdeki süreçte hepimize çok iş düşüyor.”
HAK İHLALLERİ
Hafıza Merkezi’nin Başkanı Emel Ataktürk, “Bütün kayıplara ilişkin düzenleme ve çalışma varsa tamamı kayıp yakınlarının mücadelesinin bir ürünüdür. Her gün devletlere sorumluluklarını hatırlatmak için mücadele etmek gerek. Her gün insan hakları hareketi içerisinde mücadele yürütmemiz gerek. Kadınlar, LGBT+’lar ve hak savunucuları birçok şiddete maruz kalıyor. Toplumsal cinsiyet perspektifi mücadele alanlarını nasıl genişleteceğimizi düşünmemiz gerekiyor. Türkiye de birçok kuruluşta mücadelenin toplumsal mücadele ağının güçlendirmesi tartışılıyor. Mücadele ederken bunu daha güçlendirmeyi gerektirmiştir” diye aktardı.
SOYKIRIM COĞRAFYASI
Avukat Eren Keskin, şunları dile getirdi: “İçinde bulunduğumuz coğrafya soykırım coğrafyasıdır. Bütün sorunlarımızın temelinde bir soykırım coğrafyası olmasından kaynaklıdır. Yüz yılın en büyük soykırımı bu coğrafyada da yaşandı. Buna karşı direnen tek kişi Kürtler oldu. Soykırım pratikleri hala devam ediyor. Faillerin ortaya çıkarılmaması, inkarın devam etmesi, gözaltına kaybedilmesinin de soykırımın devam ettiğini gösteriyor. Tamda bu noktada herkesin mücadele etmesi gerekiyor.”
‘DOSYALARDA ZAMAN AŞIMI’
TJA’lı Ayla Akat Ata, devletin cezasızlık politikalarına işaret ederek, “Devletin refleksi cezasızlığı ortaya çıkarıyor. Failin devlet olmasının bir takım sonuçları var. Gözaltında kaybetmelerin yaşanması, köy boşaltmaları gibi birçok pratiği var. Devletin güvenlik birimleri var. Devletin güvenlik güçlerinden birinin adı JİTEM’dir. 1990’lı yıllarda birçok faili meçhul olaylar yaşandı ve hala da kayıpların akıbeti bilinmiyor. Devlet istemeden bir hakikat sürecine ulaşmak ne yazık ki mümkün değil. Savcılıklara yapılan bütün başvuruların tamamı zaman aşımına uğradı” diye belirtti.
Panelin devamında hem Türkiye’de hem de birçok ülkeden gelen kayıp yakınları söz aldı. Kadınlar, savaş ve çatışmalarda kadın mücadelesi ve kadın direnişine ilişkin de söz kurdu. Daha sonra insan hakları aktiviteleri söz aldı. Panel konuşmalarla devam ederken son olarak ise Dargeçit belgeselinin gösterimi izletildi.
