HABER MERKEZİ - İran’daki cezaevleri her gün bir hak ihlaliyle gündeme gelirken, derinleşen ekonomik kriz nedeniyle kefaletini ödeyemeyen birçok tutsak kötü koşullarda yaşam mücadelesi veriyor.
İran’da tutsaklar birçok hak gaspı ve kötü muameleyle karşı karşıya. Sağlık ve gıdaya dahi erişmekte sorun yaşayan tutsaklar, ekonomik krizin savaşla birlikte derinleşmesi nedeniyle kefaletleri ödeyip tahliye olamıyor. Tutsakların durumuna ilişkin konuşan Tutukluların Sesi editörü Shahrokh Tavakoli, tutsakların yaşam koşullarının her geçen gün kötüleştiğini belirtti.
‘TUTSAKLAR ZORLA ÇALIŞTIRILIYOR’
Rejimin tutsaklara yönelik kötü muamelelerinin devam ettiğini vurgulayan Tavakoli, “Hapishanelerin durumu son derece endişe verici. Tutsakların zorla çalıştırılması da bu sorunlardan biri. Genelde adli tutsaklıklar çalıştırılıyor. Rejim, bu uygulamayı tutsaklara gelir elde etme ve rehabilitasyon fırsatı sunuyormuş gibi göstermeye çalışıyor. Oysa gerçekte tutsaklara herhangi bir ücret ödenmemekte, cezaevi sistemi kendi ticari çıkarları için onları sömürmekte ve adeta ücretsiz iş gücü olarak kullanıyor. Özellikle ağır beden işlerinde ve inşaat işlerinde bu durum yaygındır” diye belirtti.
‘KADINLARIN DURUMU DAHA KÖTÜ’
Kadın tutsakların daha kötü olduğunu belirten Tavakoli, “Yakın zamanda Yezd Merkez Cezaevi’nden, Ocak ayındaki kitlesel protestolar sırasında tutuklanan kadın tutsakların durumuna ilişkin bir rapor aldık. Bu kadınlar son derece kötü koşullarda tutuluyor. Aşırı kalabalık, havalandırma sistemlerinin bulunmaması, hijyen eksiklikleri ve sağlık sorunları bunlardan sadece bazıları. Bu eksikliklerin yanı sıra, bu kadınların davalarında ciddi hukuki usulsüzlükler ve yolsuzluklar da söz konusu. Birçok kadın temel haklarından mahrum bırakılmış, avukat tutmalarına izin verilmemiş” ifadelerini kullandı.
‘KEFALETİ ÖDEYEMİYORLAR’
İran’da tutsakların kefaletle serbest bırakılabildiğini söyleyen Tavakoli, “Yaygın yoksulluk nedeniyle birçok tutuklu kefalet ücretini ödeyemiyor. Tutsaklar uzun süre belirsizlik içinde cezaevinde kalıyorlar. Hapishanelerde yaşam, sağlık ve hijyen koşulları en temel standartların bile altında. Bu durum daha önce de medyada gündeme geldi. Ancak mevcut savaş koşullarında durum çok daha vahim bir hal aldı” dedi.
‘EYLEMCİLER TEDAVİ EDİLMİYOR’
Ocak ayı eylemlerinde tutuklanan bir çok kişinin Kerec’de Qêzêlhêsar (Kızılhisar) Cezaevi’nin 3. Bölümünde tutulduğu belirten Tavakoli, “Bu tutuklular temel insani haklardan ve asgari yaşam koşullarından mahrum bırakılıyor. Birçoğu gözaltı sırasında veya sorgulamalarda meydana gelen kırıklar ve ciddi yaralanmalar nedeniyle acı çekiyor ama buna rağmen gerekli sağlık ve yaşam koşulları sağlanmadan son derece kalabalık ve insanlık dışı şartlarda tutuluyorlar. Yaklaşık 200 tutsağın bulunduğu 37. koğuşta hiçbir soğutma sistemi yok, aşırı sıcaklar mevcut ve günün büyük bölümünde su kesiliyor. Cezaevi yetkilileri, tutsaklara tankerle getirilen suyu satın almaya zorluyor” şeklinde konuştu.
‘SAĞLIK HİZMETİ DURDU’
Birçok cezaevinin sağlık hizmetinin bulunmadığını ifade eden Tavakoli, “Tutsaklar gerekli tedavi ve sağlık hizmetlerinden mahrum kalmaktadır. Cezaevi dışındaki sağlık merkezlerine sevk edilme imkanı son derece sınırlı. Tutsaklar, aylarca sıra beklemek zorunda ve çoğu zaman tedavi masraflarını da kendileri karşılamak zorundalar. Savaşın başlamasıyla birlikte bu sınırlı sağlık hizmetleri de neredeyse tamamen durdu. Tutsaklar, büyük acılar çekmekte ve başlangıçta kolayca tedavi edilebilecek hastalıklar zamanla geri dönüşü olmayan aşamalara ulaşıyor. Tedaviden mahrum bırakılmak başlı başına bir işkence yöntemi” diye belirtti
Tavakoli, bazı hasta tutsaklara ve tedavi edilmediği için yaşamını yitirenlere ilişkin şu bilgileri verdi: “Evin Cezaevi’nde bulunan siyasi mahkûm Leyla Aferin, beyin tümörü ve eklem hastalıklarından muzdarip olmasına rağmen kısa süreli hastane sevkinin ardından gerekli uzman tedavisi yapılmadan yeniden cezaevine gönderildi. Şiban Cezaevi’nde tutulan siyasi tutsak Hoccet Al-Muhammedi, ailesi sağlık durumuyla ilgili defalarca uyarıda bulunmasına rağmen tedavi imkânlarından mahrum bırakılıyor. Evin Cezaevi’nde bulunan siyasi tutsak Motalleb Ahmediyan, uzun süren tedavi ve ameliyatların ardından tekrar cezaevine gönderildi. Tedavisindeki gecikmeler hastalığının ilerlemesine yol açtı. Cevad Melaverdihani, protestolar sırasında yaralı halde gözaltına alındı, hastaneye sevk edilmedi ve tedavi edilmediği için yaşamını kaybetti. Zahedan Cezaevi’ndeki siyasi mahkûm Abdülhadi Şahuzehi, acil uzman tedaviye ihtiyaç duymasına rağmen sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor. Meşhed’deki Vekilabad Cezaevi’nde tutulan Azade (Masume) Yakubi, ciddi sağlık sorunlarına rağmen dört aydan uzun süredir gerekli tedaviye erişemiyor. 47 yaşındaki Mehdi Kabizade, Ahvaz’daki protestolarda tutuklandıktan sonra sağlık durumu kötüleşti ve hastaneye kaldırıldı. Yetersiz tedavi nedeniyle hayatını kaybetti. Hamid Şehbahş, Zahedan’da güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu yaralandı, gözaltına alındı ve aldığı yaralar nedeniyle hayatını kaybetti. Hamid Rıza Şirazi, protestolarda vurularak yaralandı ancak güvenlik güçlerinin baskısıyla kurşun çıkarılmadan yalnızca yarası dikildi ve tutuklandıktan kısa bir süre sonra yaşamını yitirdi.”
‘ÖNCEDEN BELİRLENMİŞ CEZALAR TEBLİĞ EDİLİYOR’
İran’da binlerce tutsağın idam riskiyle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Tavakoli, yargılanmaların ise göstermelik olduğunu söyledi. Tavakoli, “Siyasi tutsaklar genellikle seçtikleri avukata erişemiyor, adil yargılamadan söz etmek mümkün değil. Birçok davada duruşmalar gıyaben yapılıyor ve yalnızca birkaç dakika sürüyor. Tutsaklara önceden belirlenen cezalar tebliğ ediliyor. Qêzêlhêsar Cezaevi’nde idam edilen altı siyasi mahkûmun da benzer süreçlerden geçtiklerin idam edilmeden önce kaydettikleri videolarda bu hukuksuz süreci ayrıntılarıyla anlattı. Ocak ayı eylemlerinde tutuklanan birçok genç de işkenceyle alınan ifadelerin sonucunda idam cezası aldı” diye konuştu.
Genel mahkemelerde beraat eden kişilerin dosyalarının “Devrim Mahkemeleri”ne gönderildiğini belirten Tavakoli, “Beraat eden insanlar Devrim Mahkemelerinde, ‘rejime karşı faaliyet’, ‘devlete karşı silahlı isyan’ veya benzeri suçlamalarla idam cezası alıyorlar. Ayrıca Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 48. maddesi kapsamındaki düzenleme nedeniyle siyasi davalarda yalnızca devlet tarafından onaylanmış avukatlar görev alabiliyor. Bu mahkemelerde hakim, savcı ve savunma makamı çoğu zaman aynı doğrultuda hareket ediyor. Süreçler gerçek bir yargılamadan çok önceden belirlenmiş kararların açıklanmasına dönüşüyor” dedi.
‘KADINLAR HEDEF ALINIYOR’
İranlı kadınların son dönemde öncülük rolüyle daha ön plana çıktığını vurgulayan Tavakoli, “Son protestolarda İranlı kadınlar toplumsal hareketlerin ön saflarında yer aldı, liderlik ve örgütleyicilik rolü üstlendi. Bu nedenle rejim, direnişçi ve muhalif kadınlara karşı özel bir düşmanlıkla hareket etmekte ve son derece sert yöntemler uyguluyor. Geçtiğimiz hafta 68 yaşındaki elektrik mühendisi Zehra Taberi, İran Halk Mücahitleri Örgütü ile bağlantılı olduğu iddiasıyla ikinci kez idama mahkûm edildi, dava 10 dakikadan kısa sürdü. Zehra Taberi, video konferans yoluyla mahkemeye katıldı ve avukatına bile erişemedi. Kürt kadın aktivistler Pexşan Azîzî ve Werîşe Muradî de idam riskiyle karşı karşıya. Son dönemlerde birçok kadın ağır cezalar ve idam cezası aldı. Evin Cezaevi’ndeki birçok kadın siyasi tutsağın aileleriyle telefon görüşmesi yapması engellendi. Savaş nedeniyle yüz yüze görüşmelerin de durduruldu ve bu cezalarla izolasyon daha da derinleşiyor” ifadelerini kullandı.
‘AZINLIKLAR İDAMLARLA BASKILANMAYA ÇALIŞILIYOR’
Rejimin varlık krizini idam ve baskılarla çözmeye çalıştığını söyleyen Tavakoli, şöyle devam etti: “Kürtler ve Beluclar gibi etnik azınlıklar da yoğun baskı altında. Son 3 ayda onlarca Kürt, Beluc ve Halkın Mücahitleri Örgütü üyesi olduğu iddia edilen kişi idam edildi. Her gün yeni gözaltılar, aktivistlerin evlerine baskınlar, eski siyasi mahkûmların ve hatta aile üyelerinin hedef alınmasına ilişkin haberler alıyoruz. Amaç toplumda korku yaratmak ve muhalefeti susturmak. Ocak ayı eylemlerinde hayatını kaybedenlerin aileleri de ağır baskılara maruz kalıyor. Birçok ailenin cenaze töreni düzenleme izni verilmedi, defin işlemleri gece ve güvenlik güçlerinin gözetimi altında gerçekleşti. Yedinci ve kırkıncı gün anmalarında mezarlıklara müdahale edildi, katılımcılar gözaltına alınarak törenler dağıtıldı. Bu uygulamalar rejimin toplumdan duyduğu korkunun göstergesi.”
MA / Berivan Kutlu