Xelîl Xemgîn Hozan Mizgîn’i anlattı: Kürt halkının ilk örgütlü sanat tarihini yazdı

Paylaş:
İSTANBUL - Yaşamını yitirmesinin 34’üncü yılında Hozan Mizgîn’i anlatan Xelîl Xemgîn, “O gün kimse farkında değildi ama Heval Mizgîn’le beraber Kürt halkının ilk örgütlü ve stratejik sanat tarihi yazılıyordu” dedi.
 
Devrimci sanat ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin önemli isimlerinden Hozan Mizgîn’in (Gurbet Aydın), Bedlîs’in Tetwan ilçesinde çıkan bir çatışmada yaşamını yitirmesinin üzerinden 34 yıl geçti. Sesinin ve eserlerinin derinliğiyle Kürdistan özgürlük mücadelesine adını yazdıran Hozan Mizgîn 1962 yılında Êlih’ın Bileyder köyünde dünyaya geldi. Genç yaşlarda Kürt Özgürlük Hareketi’yle tanışarak mücadeleye katılan Hozan Mizgîn 1980 yılında yönünü dağlara çevirdi. Hozan Mizgîn sadece bir devrimci değil sesi, sanatı ve yaptığı şarkılarla Kürt halkının unutulmaz sembollerinden biri oldu. 1983 yılında kültür-sanat çalışmalarını yürütmek için Avrupa’ya giden Hozan Mizgîn, Avrupa’da Huner-Kom ve Koma Berxwedan’ın kurucuları arasında yer aldı, kültür-sanat çalışmalarına öncülük etti. 
 
Avrupa’da, sanat çalışmalarını birlikte yürüttüğü sanatçı Xelîl Xemgîn, Hozan Mizgîn’e dair Mezopotamya Ajansı’nın sorularını yanıtladı.  
 
Hozan Mizgîn’le ilk olarak nerede tanıştınız? Onunla birlikte mücadele etmiş biri olarak bize Hozan Mizgîn’i anlatır mısınız?
 
Daha önceki yıllarda mektup ve telefon üzerinden iletişimimiz vardı ancak Şehîd Mizgîn’le ilk olarak 23-24 Kasım 1985’te Almanya’nın Mannheim şehrinde tanışmıştık. Daha sonraki aylarda da birlikte çalışmaya başladık. Özgürlük Hareketi ilk çıktığı zaman kadınlar, gençler, çocuklar için yaşanan heyecan çok farklıydı. Mücadelenin öyle bir anlayışı vardı ki herkes kendini bağlayacak bir nokta buluyordu. Mücadeleye katılan herkes birer örnek ve kişilikti, Mizgîn de onlardan biriydi. Şarkılar söylerdi ama aynı zamanda bir devrimciydi. Heval Mizgîn’in yanında başka kadın arkadaşlar da vardı. Zozan vardı, sesi çok güzel bir kadın arkadaşımız daha vardı adı Dilar’dı (Türkan İpek) 1993’ten beri  zindandandır. Hozan Mizgîn, Özgürlük Hareket’i tarafından sanat çalışmaları için Şehîd Sefkan’la (Celal Ercan) birlikte görevlendirilerek 1983’te Avrupa’ya gelmişti.  Ancak ben Heval Sefkan’la tanışamadım çünkü kendisi benim gelişimden yaklaşık 6-7 ay önce şehîd düşmüştü. Ama ben geldiğim zaman zaten heval Mizgîn ve Sefkan her şeyi inşa etmişlerdi. Onların o gün yarattığı değerlerin etkisini  bugün halen görebiliyoruz. Ancak o günlerde kimse bu çalışmaların Kürt halkının ilk sistemli, örgütlü ve stratejik sanat çalışmaları olduğunun farkında değildi. Ama Heval Mizgîn bunun bilincindeydi ve bu çalışmaların kendisiyle birlikte birçok kazanım getireceğinin de farkındaydı. Tüm bunlar da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’nın perspektifleriyle yaratılmıştı. Heval Mizgîn inanç, disiplin, sanat her konuda çok bilgili ve donanımlıydı. Sanat alanında özgünlükleri vardı. Kadın bir devrimciydi fakat bunun yanında Kürt kadın profilinin güçlü bir örneğiydi. Heval Mizgîn’i anlatırken yanımızda olan kadın arkadaşlar bazen “Sadece Heval Mizgîn mi Kurdewarî’ydi?” diye soruyorlar. Ben de evet diyorum. Çünkü duruşuyla, stiliyle, felsefesiyle, Kürt kadını profiliyle orijinalliğini hemen hissettirirdi. Çok şefkatli, sevecen, çalışkan ve etkili bir arkadaştı. Belki yaş olarak çok küçüktü ama yaptıklarıyla çevresindeki herkesi etkilerdi. En net özelliği buydu. Birlikte çok sayıda şarkı yaptık. Hepsinde sanata, mücadeleye, Kürtlüğe dair heyecan ve sevgisini görebiliyordum. Tarif etmeye devam etsem yetmeyecek ama Heval Mizgîn böyle bir cevherdi.
 
Hozan Mizgîn’le ne kadar süre birlikte kaldınız ve sanat çalışmalarınız nasıl gelişti?
 
Heval Mizgîn’le çalışmalarda 3 buçuk yıl kaldık. Zor ve imkansızlıkların olduğu yıllardı. Heval Mizgîn’in hepimiz üzerinde çok emeği oldu. Kurumumuzun adı Huner- Kom’du ancak asıl gerçekliği Koma Berxwedan’dı. Büyük bir müzik grubuydu ama sadece müzik değil neredeyse sanatın bütün dallarını içinde barındırıyordu. Bunun yanı sıra Avrupa’nın dört bir yanında halkla iç içe siyasi çalışmalar yürütüyorduk. O kadar büyük çalışmalardı ki kendisiyle birlikte büyük sorunlar da getiriyordu. İmkanlarımız ve tecrübemiz yoktu ve oldukça amatördük. Her şeye yeni başlamıştık. Önder Apo’nun telefon ve mektup aracılığıyla verdiği perspektiflerle çalışmaları yürütüyorduk. Bu da bizim için büyük bir manifesto gibiydi. Huner-Kom’un kongreleri oluyordu, kongre hazırlıkları sürecinde aylarca bu perspektifler üzerinde  tartışmalar yürütürdük. Kongreye hazırlık süreci bizim için bir eğitim atölyesine dönüşürdü. Nasıl bir devrim ve halk sanatçısı yaratabilirdik diye çalışıyorduk. Bütün bu pratikler neticesinde sanatta üretim yapabiliyorduk. Mizgîn, o dönemlerde yaşadığımız kayıpların içimizde yaşattığı duygularla farklı bir sanat yaratıyordu. Sanat, devrim, mücadele üzerinde derin tartışmalarımız oluyordu. Bu da kendisiyle birlikte muhteşem bir üretim getiriyordu. Heval Mizgîn bu konuda çok hızlı ve zeki bir arkadaştı. Mesela Heval Mizgîn, Heval Seyîdxan ve ben, Mahsum Korkmaz (Egîd) anısına yaptığımız bir eser için en az bir yıl çalışmıştık. 1986-1987 yıllarında yarattığımız her şey tarihe mal oldu ve bir simge haline geldi. İlk albümümüzün açılış şarkısı “Şîn kir jiyan wan şehîdan” şarkısıydı.  Şarkının müziği de  Şehîd Sefkan’a aitti. Şehîd Sefkan’ın üzerine çalışıp kaydettiği kasetleri vardı, Heval Mizgîn’le birlikte üzerine çalışıp bu hale getirmiştik. 
 
Hozan Mizgîn’le unutamadığınız bir anınız var mı? 
 
Çok iyi hatırlıyorum albüm bittiğinde Mizgîn telefonla Önderlikle görüşmüştü. Biz o zaman Düseldorf’taydık Mizgîn heyecanla beni aradı ve yanına gitmemi istedi. Önderliğin, albümümüzü çok beğendiğini ve ‘bir tarih yazdınız’ dediğini söyledi. Önderlik böyle söyleyince çok mutlu oldu, gözleri doldu. Önderliğin ona neler söylediğini heyecandan tam olarak dile getiremedi  ‘sana sonra anlatırım’ demişti. Mizgîn 1989’dan sonra yanımızdan ayrıldı ve ondan sonra birbirimiz göremedik. O gidene kadar çok kavgalarımız da oldu. “Sen devrimcilik yapamazsın, gidersen sanatını da icra edemezsin” dedim. “Ben sanatımı ülkede yapacağım” dedi ve gitti. Şehadetinden çok kısa bir süre önce iki defa Huner-Kom’u aramıştı ama konuşmak nasip olmadı. Ben Heval Mizgîn’in nasıl şehîd düştüğünü 10 yıl sonra öğrendim, benim üzerimde çok büyük bir etki yaratmıştı. Mizgîn kararlı bir kişilikti ve bu şekilde kararlı olan kişilikler kendi kendini yok etse de hiçbir zaman düşman eline düşmezdi. Ben bunu çok öncesinde fark etmiştim ve şehadeti de öyle oldu. Mizgîn’in bu değerli duruşu kişiliğim, yaşamım ve sanatım üzerinde çok büyük etki yarattı.
 
Huner-Kom ve Koma Berxwedan fikri nasıl oluştu ve nasıl kurdunuz?
 
Avrupa’da Kürtçe sanat çalışmaları Huner-Kom’dan önce de amatör de olsa başlamıştı. O dönemlerde, ideolojik olarak da Özgürlük Hareketine yakın fikirlerde olan tek sanatçı Şivan Perwer’di. Onun yanı sıra Zozan, Xemgîn Bîrhat, Heval Seyîdxan, Heval Amele, Ciwan Haco ve Heval Çiya gibi isimler vardı. Tiyatro, şarkı, resim gibi sanat dallarında çalışmalar yapan ilk arkadaşlardandı. Ciwan Haco’dan önce de şehîd düşen abisi Naîf Haco da vardı ve daha çok heval Naîf şarkılar yapardı. Tahminen 1980-1981 yılları arasında bu arkadaşlar “Koma Niştiman” diye bir müzik grubu kurdular. Koma Niştiman, Huner-Kom adıyla olmasa bile başka bir değişimle Kürt sanatı ve kültürünü içinde barındırdığı bir kültür kurumu haline gelmek istiyordu. Çünkü Partiya Karkerên Kurdistan’nın (PKK) manifestosunda Kürtçe sanat ve kültür çalışmalarının dair bir oluşumun olması gerektiği yer alıyordu. Bununla devrim çalışmalarının bir sütunu daha oluşturulmak isteniyordu. Huner-Kom da işte bu temel ve fikir üzerine kuruldu.  Bu nedenle 1983 yılında Huner-Kom’un kuruluşu için parti, Heval Mizgîn ve  Heval Sefkan görevlendirerek Avrupa’ya gönderiyor. Amaçları da bütün sanat-kültür çalışmaları ve dallarını örgütlemekti. Koma Berxwedan da Huner-Kom bünyesinde kuruldu. Bu şekilde İsviçre, Almanya, Fransa, İskandinavya ülkeleri olmak birçok yerde şubelerimiz açıldı. Bunların bünyesinde onlarca tiyatro, folklor ve müzik grupları oluşturuldu. Ta ki 1986’da Avrupa’da başlayan 1’inci Folklor ve Müzik Festivali’ne kadar. İlk festivalde 16 folklor grubu 10 tane de müzik grubu vardı. Bu o dönemdeki şartlara göre hiç de az değildi. Huner-Kom bu şekilde oldukça geniş ve örgütsel bir biçimde çalışmalar gerçekleştirdi. Koma Berxwedan ise ana müzik grubumuzdu. Ama 1993’ten sonra her şey değişti. Huner-Kom kapatılarak adına Akademi denilen başka bir kurum açma kararı verildi. Daha sonra o da değişti. Ama hiçbiri Huner-Kom’un yerini dolduramadı çünkü onun tarzı örgütseldi. Daha önceki yazılarımda da dile getirmiştim, biz 1993’ten 2000’lerin başına kadar sanat ve kültür alanında bambaşka bir yere evrildik. Bunu bir “sendrom” olarak da adlandırabiliriz. Bu sendromun sonucunu da bugün sanat-kültür kurumlarında yaşanan kopukluk ve dağılmalardan görebiliyoruz. Ama bu yeni süreçle birlikte Huner-Kom ruhunu geri getirerek Huner-Kom’u yaratan stratejiyi tekrar canlandırmak istiyoruz.
 
Sizce Hozan Mizgîn toplumda ve halk içinde nasıl bir etki yarattı?
 
Heval Mizgîn nereye giderse gitsin etkisini gösteren bir arkadaştı. Avrupa’da da öyleydi. Biraz sessiz bir arkadaştı ama bu kendine has ve bilinçli bir sessizlikti. Bu nedenle yer aldığı her ortamda bu bilincini, örgütlülüğünü ortaya koyarak herkesi etkilerdi. Önderlikten aldığı bir kültür vardı. Heval Mizgîn her zaman bir matbaa bir daktilo gibi çalışırdı. Yazı işleriyle ilgili her şeyi Heval Mizgîn yazardı zaten bu yüzden de adını daktilo koymuştuk. Çalışmalarımız ve toplantılarımızın büyük bir kısmı Türkçe’ydi ama ben Türkçe bilmiyordum. Ben de bazen sinirleniyordum çünkü anlamıyordum, Heval Mizgîn de bana 1-2 yıl kadar tercümanlık yaptı. Bunun yanı sıra gazete, dergi, gelen talimatları büyük bir sabırla çevresine aktarırdı. 1987’de bir tane daha anımız var. O dönemde hareket içinde çok fazla sorunlar ve çıkmazlar vardı. Biz de partinin yıldönümü nedeniyle Almanya’dan Hollanda’ya doğru yola çıktık. Önderlikten de bir kitap kadar diyebileceğimiz bir talimat gelmişti. Bunu da Hollanda’daki arkadaşlara iletmemiz lazım. Arabayla sınırdan geçiyoruz ama bir tek benim pasaportum vardı. Bir köyden geçerken polisler önümüzü keserek bizi karakola götürdü. Ben de Heval Mizgîn’e “çantanda talimat var bana ver pencereden dışarı atayım yoksa yakalanırsa talimat ellerine geçer”, dedim. Heval Mizgîn de “vermiyorum, Önderliğin talimatıdır nasıl atayım” dedi. “Vermezsen polislerin eline düşeriz” dedim yine de vermedi ve polislere yakalandık. Öyle bir arkadaştı ki verilen emeğe çok değer verirdi. Avrupa’da ilk gittiği ailelerimizin evleri var, bugün bile gitsek halen Mizgîn’i anlatırlar. Toplumsal yönü çok ön plandaydı. Bugün, halkımızın gözleri neden Mizgîn gibi arkadaşları arıyor? Demek ki burada bir eksiklik var. Onun etkisinde kalmayan tek bir arkadaş yoktur. Çok fazla öğrencisi de oldu. Mesele Heval Sozdar Avesta onun öğrencisi. Heval Mizgîn’in, Heval Sozdar’ı Huner-Kom’a getirdiği günü çok iyi hatırlıyorum.
 
Size göre Hozan Mizgîn, halkının yükünü nasıl omuzladı?
 
Her şeyden önce kadının yükünü aldı omuzlarına. Örnek bir mücadeleci kadın figürüydü. Çok sayıda kadının devrime katılmasını ve örgütlenmesini sağladı. Yaşadığı ve doğduğu şehir olan Batman üzerinde ne kadar asimilasyon politikalarının yürütüldüğünü biliyoruz. Bu asimilasyonu kıranlardan biri de Mizgîn oldu. Mizgîn’in duruşu ve mücadelesi, orada yaşayan kadınlar ve gençler üzerinde yürütülen asimilasyonu başarıya ulaşmasını engelledi. Bu dahi başlı başına Mizgîn’i ölümsüzleştiriyor. Bu nedenle Mizgîn’in mirası yoldaşları olarak bizim omuzlarımızda. Ama biz onun temsiliyetini tam anlamıyla yapamadık. Biz şimdiye kadar kaç tane Mizgîn yaratabildik? Yapamadık. Bu yüzden kendimizi özeleştiri temelinde ele almalıyız. Çünkü o ardında çok orijinal bir miras bıraktı ve artık Kürt halkı için bir semboldür.
 
Bugüne baktığınızda Hozan Mizgîn’in eksikliğini en çok nerelerde hissediyorsunuz?
 
Toplumda onun çizgisinde biri neredeyse yok. Ondaki devrimci ilkelere, Kürt kadını profiline baktığımda asıl eksikliği görüyorum. Şimdi bazı kişiler çıkmış kendilerine Mizgîn’in adını vererek onun izinde gittiklerini söylüyor. Ama gerçekliğe baktığında öyle değil. Popülizmin içine girerek başka bir şey arıyorlar. Belki sanat içinde kendilerine bir yer bulmaya çalışıyorlar ama bunu net ve doğru yollarla yapmadığı zaman Mizgîn’in çizgisini tutturamazlar. Mesele Mizgîn’in yarattığı çizgiyi yakalamaktır eğer o çizgiyi yakalarsan o zaman Mizgîn’in ruhunu anlayabilirsin. Ama yaşanan popülizm atmosferinden bunu yapamıyorsanız Mizgîn’in ismini dahi ağzınıza almayın. Eğer sanat yapmak istiyorsanız bunu şehidler ve değerler üzerinden yapmayın. Gençlerin önü kesilmesin diye bazen bu eleştirileri yapmak istemiyoruz ama yaşanan ruha baktığımızda Mizgîn ismiyle başka şeyler yapıyorlar. Bunu bir erozyon olarak adlandırabiliriz. Bu erozyon bize, ne bir hafıza ne de değer bırakıyor. Bize düşen bu değerleri yani Mizgîn’imizi korumak. 
 
Son olarak duygularınızı alabilir miyiz?
 
Mizgîn kişiliğinin Kürt kadınlarında yayılmasını çok isterdim. Belki eksiktir ama bunun için çok çaba da gösterdim. Çok güzel ve değerli arkadaşlar vardı ama devam etmediler. Önderlik beni bu çalışmaya koyduğu zaman hedefim en büyük Kürt sanatçısı olmaktı ama bunu bilinçli ve örgütlü olarak yapmak istiyordum. Bunun tarihini yazacağım diyordum. Ve her bir Kürt sanatçısının da hedefinin bu olmasını istiyorum. Çünkü sanat bir halk için özellikle sömürge olan Kürtler için felsefe ve düşüncedir. Bizim sanat çalışmalarımızda da temel ilke bu oldu. Bunun temsiliyetini yapan ve yaratan kişi de Önder Abdullah Öcalan’dır. Bu nedenle sanatımda her zaman ölçü Heval Mizgîn’in ölçüsü oldu. Bugüne kadar Heval Mizgîn’in çizgisinde  gelebildiğim için mutluyum. Mizgîn’in anısına her yıl da sözümü yeniliyorum “Mizgîn ben halen eski Xelîl Xemgîn ve bu çizgide devam edeceğim.” 
 
MA / Habibe Roza Arpa